“DERSAADET’TE SABAH EZANLARI”

Ana Sayfa » Yazarlar » İlknur Kamalı » “DERSAADET’TE SABAH EZANLARI”
Paylaş
Tarih : 07 Kasım 2018 - 21:14

GELENEĞİN MÜREKKEBİYLE DOLAN

MODERNİST KALEM ATTİLA İLHAN

BAĞLAMINDA

“Şafak karanlığına dağılan, bu ezanlardan başka, şehrin Türk’e ‘aidiyetini’ kanıtlayabilecek, hiçbir şey kalmamıştı ki! Her okunduğunda ezan sesi Dersaadet’in semalarında bir hâle gibi dalga dalga büyür ve tıpkı Kuva-yı Milliye inancının bütün vatanseverlerin ruhunda yayıldığı gibi bütün yurda yayılır.”

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Attilâ İlhan’ı her ne kadar şair olarak tanısak da o kendini, “Yaşamın zevkini küçük insanlar arasında yakalayan romancıyım. Benim asıl yapım romancı yapısıdır.” diye tanımlar.

Şiir, deneme, günce, gezi yazısı kitaplarının yanı sıra Sokaktaki Adam (1953), Zenciler Birbirine Benzemez (1957), Kurtlar Sofrası (1963), Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı –Yunus Nadi Roman Armağanı- (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978), Fena Halde Leman (1980), Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981), O Karanlıkta Biz (1988), Haco Hanım Vay (1984), Allah’ın Süngüleri-Reis Paşa (2002), Gazi Paşa (2006) romanlarıyla Türk toplumunun içinde bulunduğu durumu usta bir dille gözler önüne sermiştir.

Peride Celal ( özellikle Kızıl Vazo), Reşat Enis(özellikle Afrodit Buhurdanında Bir Kadın), Sadri Ertem (özellikle Bir Şehrin Ruhu), Mahmut Yesari, Aka Gündüz, Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Halide Edip (Gül’ün Babası Kim? gibi), Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi gibi Türk 10 romancıları ile dünya klasiklerinden okuduğu Maksim Gorki, Anatole France, Zola, Dostoyevski gibi romancılar onun romancı kişiliğinin temellerini oluşturmuşlardır ancak Attila İlhan’ın bütün sanat yaşamını şekillendiren en önemli olay, Nazım Hikmet’in şiirleriyle tanışması olmuştur.

Şairliğinden romancılığına bütün sanat yaşamının etimonunu ortaokul ikinci sınıfta Nazım Hikmet’in şiiriyle tanışması belirlemiştir denebilir. İlhan, ilk Paris yolculuğunu 1949 yılında Hukuk Fakültesinde ikinci sınıf öğrencisiyken yapmıştır. Bu seyahatin amacı tutuklu bulunan Nazım Hikmet’in serbest bırakılması için yürütülen kampanyaya katılmaktır.Fransız toplumuna ve Paris’te dahil olduğu çevreye ilişkin gözlemleri ve alımladıkları hem şiir poetikasını biçimlendirmiş, hem de birçok şiirinin ham maddesini oluşturmuştur.

Attila İlhan bir edebiyatçı olmasının yanı sıra Türkiye’nin sorunlarına duyarlı bir aydın, bir fikir adamıdır. Türkiye için önemli olan pek çok olayı ve toplumsal değişmeleri bizzat gözlemleme olanağı elde etmiş ve gözlemlediklerini kaleme almıştır.

İlhan’a göre sanat, toplumun içinden doğar ve gelişir. Her sanat eseri, döneminin izlerini yansıtır. Fakat sanat eseri sadece fikir aktarımı boyutunda kalmamalı, estetik yöne de sahip olmalıdır.

Ona göre aydınlarımız topluma ve değerlerine sırt çevirerek Avrupalılaşmaktadır. Aydınlar Batılı gibi yaşamayı Batılılaşmak zannetmektedir. Bu durumun kökeni, Tanzimat döneminde Batı’ya gönderilen aydınlara dayandırılabilir. Öyle ki bu kişiler Batı’yı anlamak, yorumlamak ve bir senteze varmak yerine oradakini aynen benimseyip taklitçilik hatasına düşmüşlerdir.

Aydın; okumuş, yazmış, aydınlık bir kişidir. Attila İlhan’a göre aydın, bir yöntem sahibi olmalıdır. Her konuda fikri olmalı ve çağını anlamalıdır. Aydın içinde bulunduğu topluma öncülük etmelidir. Fakat Türk toplumuna baktığımızda, halkına yabancılaşmış bir aydın görürüz. Attila İlhan bunu “Aydınlar Savaşı” adlı eserinin ön sözünde şöyle ifade eder:

…Aydın ne yapıyor? Saati yıllardır ya Paris’e, ya Londra’ya, ya New York’a, ya Moskova’ya, ya Pekin’e ayarlıdır; tarihini önemsemez, halkını düpedüz küçümser; beride ne köylü kalabilmiş, ne şehirli olabilmiş, kara kalabalık, kılavuz olarak aydınlarını kaybedince, kendi göbeğini kendisi kesmeye kalkışmış…

Wolfgang Iser ve Hans Robert Jauss tarafından geliştirilen alımlama kuramına göre

okuma, zaman ve tarih belirleyicileri ile sınırlandırılmış okur ile metin arasında geçen

bir diyalogdur. Okur, önceden edinmiş olduğu bilgilere dayandırdığı belli varsayımlarla

metne yaklaşır. Dolayısıyla,“-….okur, yazar-yapıt-okur üçgeninde edilgen bir konumda değil, etken, tarih oluşturan bir enerji konumundadır. H. R. Jauss’a göre, hiçbir yazınsal yapıtın tarihsel yaşamı , alıcısının etken katılımı olmadan oluşamaz.”Diğer bir ifadeyle metni üreten kişi de bu işi, öznesi olduğu toplumun koşulları ve değerleri çerçevesinde gerçekleştirecektir.Bu yüzden okur metni keyfi biçimde yorumlayamaz. Yazarın verdiği ipuçlarından yararlanmalı ve metindeki göstergeleri takip etmelidir. Çünkü, yazınsal bir yapıt, ilk ortaya çıktığı anda bile, okura ‘cam fanus’ içinde sunulan, tümüyle yeni bir bilgi oluşturmaz; okurunu ona verdiği birtakım açık ya da kapalı işaretlerle bilinen ya da sezdirilen uyarlamalarla belli bir alımlamaya yönlendirir.

Tıpkı Iser gibi düşünen Attila İhan, romanın ‘gerçekleri yansıtan, yola tutulmuş bir ayna gibi’ hatta salt bir ‘yansıtma da değil, ondan daha fazla ve ona katkıda bulunan bir şey’olarak toplumu ve toplumsal olayları anlatması gerektiğini savunan İlhan, bu edebiyatın Batılı estetik yöntemlerden yararlanması gerektiğini ileri sürerken asla taklitçilikten yana olmamıştır.

Dersaadet’te Sabah Ezanları Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülmesi, genç Türkiye’nin ise kurulması aşamasında önemli bir kilometre taşı olan II. Meşrutiyet’in ilanı ve ardından Mütareke yıllarına yaptırımlarını anlatan bir romandır. Bu romanla 1908 sonrasında İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesinin ülkeyi sürüklediği gittikçe artan ekonomik bağımlılık ve ardından ülkenin işgal edilmesi olaylarına farklı bir bakış açısı getirilmiştir.

1919-1920’den 1909 yılına yapılan geriye dönüşlerle on yıllık bir zamanın anlatıldığı Dersaadet’te Sabah Ezanları adlı romanda, Batı’nın yayılmacı zihniyetinin Türkiye üzerinde nasıl bir seyir gösterdiğini izlemek mümkün.

Dersaadet’te Sabah Ezanları Anadolu’nun işgalini İstanbul’da yaşanan entrikalar çevresinde anlatan Aynanın İçindekiler dizisinin dördüncü romanıdır. Gürsel Aytaç, bu romanın Türk edebiyatının “Devlet Ana’dan sonra ‘ikinci büyük tarih romanı” olarak değerlendirmiştir. Alemdar Yalçın ise Attila İlhan’ın da Dersaadet’te Sabah Ezanları adlı romanında 1908 öncesi bir tüccar Müslüman ailesinin konu edilmesini yine bu bağlamda önemli gördüğünü belirtmiştir. Alemdar Yalçın’ın belirttiği Müslüman tüccar aile, geriye dönüş tekniği ile roman kurgusuna giren başkişinin babası Halıcızade İsmail Efendi ve ailesidir. Attila İlhan Dersaadet’te Sabah Ezanları’nı bir yönüyle aşk romanı, diğer bir yönüyle siyasal roman, komprador aydını tipini çizen Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki İngiliz-Alman çekişmesini yansıtan toplumsal bir roman olarak değerlendirmiştir. Roman ilk kez Bilgi Yayınevi tarafından (Ankara) 1981 yılında yayınlanmıştır. Romanın son basımı ise 2003 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yapılmıştır.

Romanın adında ‘Dersaadet’ sözcüğünün kullanılması oldukça mühimdir. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Lugat’ında bu sözcüğün terminolojik anlamı ile ilgili olarak ‘der: 1. –de, içinde. 2. kapı’ anlamlarına geldiğini söyler. Bu sebeple ‘İstanbul’ olarak karşılığı verilen ‘Dersaadet’ sözcüğüne ‘mutluluk kapısı’ veya ‘saadet içinde’ gibi anlamlar yüklenebilir. İstanbul’a Osmanlı kültürünün yakıştırdığı bu ad, romanda İstanbul’un da Osmanlı-Türk kültürünün kalesi olduğu, böyle de kalacağı yönünde bir ileti taşımaktadır.

Milletin inancını temsil eden ezan sesleri bu yozlaşma karşısında, günde beş kez halkı uyarmakta ve işgali kabullenmeme düşüncesini ilan etmekte yine simgesel bir göstergedir: “Şafak karanlığına dağılan, bu ezanlardan başka, şehrin Türk’e ‘aidiyetini’ kanıtlayabilecek, hiçbir şey kalmamıştı ki! içini müthiş bir korku kapladı. Dersaadet’te sabah ezanları!.. Boğaziçi’ndeki düşman zırhlılarının; Pera’da, Tatavla’da, Ayastefanos’ta, kaldırımları döve döve devriye gezen ‘düşman’ inzibatlarının; Haydarpaşa ve Sirkeci garlarına, limana, kara ve deniz gümrüklerine, posta ve telgraf idaresine çöreklenmiş, ‘düşman’ zabitlerinin üzerinde, yalnız onlardır ki şehrin asıl sahiplerinin elinden hâlâ çıkmadığını duyurmaktadır.”

Sabah ezanları vatanseverlere işgale karşı koyma gücü verirken işgal kuvvetlerine de Dersaadet’in hâlâ Osmanlı-Türk toprağı olduğunu ilan etmektedir. Her okunduğunda ezan sesi Dersaadet’in semalarında bir hâle gibi dalga dalga büyür ve tıpkı Kuva-yı Milliye inancının bütün vatanseverlerin ruhunda yayıldığı gibi bütün yurda yayılır.

Daryush Shayegan’ın Batılılarla ilgili olarak yaptığı ‘Batılılar bir ülkeye yalnızca silahlarının gücüyle girmezler; aynı zamanda tam bir bilimsel yenilik şebekesiyle gelirler.’ sözü içinde bulunduğumuz dönemi de özetleyen bir mihenk taşı değil de nedir sizce?

 

Attila İlhan’a sahip çıkmak Türkiye’ye sahip çıkmak gibidir.

Çünkü onu okumak, bir tarihi anlamak demektir.

ayrılık sevdaya dahil,

ayrılık seni anlamaya engel değil…

“Büyük Yolların Haydudu” na saygıyla…

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

EDREMİTSPOR ŞAMPİYONLUĞUNUNU İLAN ETTİ

Körfez 1. Amatör Küme’de 1966 Edremitspor kendi sahasında Ayvalık Adaspor’u 4-0 mağlup ederek şampiyonluğunu ilan etti.  1966 Edremitspor,

BAŞKAN KAFAOĞLU’NDAN KÜÇÜKKAPDAN’A ZİYARET

Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde görev yaparken; Kahramanmaraş’ın Elbistan İlçesi’nden Belediye Başkan Adaylığı için görevinden istifa

KILIÇ; “BU BİR GÖNÜL SEFERBERLİĞİDİR”

Cumhur İttifakı Edremit Belediye Başkan Adayı Av. Tuncay Kılıç, MHP Edremit İlçe Teşkilatı binasında basın toplantısı yaparak, seçim startını

Facebook Hesabınızla Bu Habere Yorum Yapabilirsiniz

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz